
Yazan: Arina Svetlova
Moskova'da iki yıl boyunca bana normal gelen bir hızda yaşadım. Sabah zaten bir yarıştı. Gün, günün kendisi bitse bile hiç bitmeyen bir yapılacaklar listesiydi. Kaygının hayatımın arka plan gürültüsü hâline geldiğinin farkında bile değildim; sanki bu benim doğal hâlimmiş gibi, sürekli oradaydı.
Sonra Karadağ'a taşındım.
İlk hissettiğim şey, buradaki zamanın farklı olduğuydu. Saat dilimleri anlamında değil, insanların zamanla kurduğu ilişki anlamında. Moskova'da zaman, verimli şekilde harcanması gereken bir kaynaktır. Karadağ'da ise zaman, içinde sadece yaşanılan bir şeydir. İnsanlar burada acele etmiyor, ve bu tembellik değil, güne karşı farklı bir tutum. Kahve "araya sıkıştırılarak" içilmiyor, kendi başına bir olay. Bir komşuyla sohbet yirmi dakika sürebiliyor ve kimse saatine bakmıyor.
Bu yavaşlığı bir şüphe unsuru olarak görmeyi bırakmam biraz zaman aldı. İlk aylarda kendimi sürekli şöyle düşünürken buluyordum: bunlar işleri nasıl hallediyor ki? Sonra anladım: tam olarak yapılması gerekeni hallediyorlar. Sadece onların "gereklilik" anlayışı farklı kurulmuş. Yavaşlamanın bir arıza değil, sistemin bir parçası olduğu bir ritimleri var. Ve işe yarıyor.
Kaygılı biri için bu, hiç istemediğim hâlde adeta bir terapi gibi işledi.
Kaygı çoğunlukla geride kaldığınız, zamanın tepki verebileceğinizden daha hızlı akıp gittiği hissiyle beslenir. Ama başka bir tempoda yaşayan koca bir kültürle çevrildiğinizde, kaygı yavaş yavaş dayanak noktasını kaybediyor. Zira koşacak hiçbir yer yok: restoranlar sizi acele ettirmiyor, otobüsler "ne zaman gelirse" geliyor, sohbetler cümlenin ortasında kesilmiyor.
Karadağ'ın kaygımı "iyileştirdiğini" söyleyemem, bu çok basit bir iddia olurdu. Ama bana önemli bir şey verdi: sonunda kendimi duyabildiğim bir alan. Arka plandaki sürekli telaş uğultusu olmadan, Moskova'dayken fark etmeden geçip giden şeyleri fark etmeye başladım, akşamları ışığın nasıl değiştiğini, bir şehrin hiçbir yere koşmadığında nasıl bir ses çıkardığını.
Bence pek çok kaygılı insanın ihtiyacı olan da tam olarak bu; asla işe yaramayan "sadece rahatla" tavsiyesi değil, sürekli gerginlik içinde kalmayı fiziksel olarak imkânsız kılan bir ortam. Karadağ bana yavaşlamayı öğretmedi. Bana sadece hayatın böyle de yaşanabileceğini gösterdi, ve bu yaşam biçiminde, sonu gelmeyen o yarışta hiç olmadığı kadar çok ben olduğunu.
Bazen bir yerin bir insan için yapabileceği en güçlü şey, o kişiyi kendine geri vermektir.